Bilgisayara Giriş Güncel

Bilgisayarın Tarihi ve Gelişimi

Bilgisayarın Tarihi ve Gelişimi 

1. Tarih İçerisindeki Gelişimi 


Bilgisayarın gelişiminin, günümüzden 5000 yıl önce abaküsün bulunması ile başladığı söylenebilir. İnsanoğlu ilk defa abaküs kullanarak bir araç yardımı ile sayıları saymaya başlamıştır. 



Tarihsel süreç içerisinde kâğıt ve kalemin bulunması ile sayılarla işlemler kâğıt üzerine taşınmıştır. 

17. yüzyıla gelene dek abaküs ve kâğıt kalem ile toplama işlemini gerçekleştiren başka bir makine keşfedilmemiştir. 

1642 yılında Blaise Pascal, vergi toplayıcısı olan babasına yardım edebilmek için ilk basit hesap makinesini icat etmiştir .


Bir tekerlekten oluşan ve üzerinde sayılar olan bu basit makine , hesap makinelerinin atası sayılır. Pascal’ın geliştirdiği bu hesap makinesinin adı Pascaline’dir. 

1673 yılına gelindiğinde Alman Gottfried Wilhelm von Leibniz, Pascaline’yi geliştirerek çarpma işlemi de yapabilen bir makine haline getirmiştir . 




1820 yılında Fransız Charles Xavier Thomas de Colmar, dört işlem yapabilen bir hesap makinesi icat etmiştir. Colmar’ın icat ettiği makinenin üzerinde çalışılarak ‘Arithometer’ adı verilen mekanik hesap makineleri kullanılmaya başlanmıştır. 

Günümüzde anladığımız işleviyle bilgisayar mantığının temelini ilk olarak İngiliz matematik profesörü Charles Babbage ortaya atmıştır. 

1812 yılında Babbage, makineler ile matematik problemleri arasında doğal bir uyum olduğunun farkına varmıştır.

 Makinelerin bir işlemi hatasız tekrarlayarak sürekli yapabilmeleri, matematik yardımıyla da işlem basamaklarının basit şekilde tekrarı sağlanabilmektedir. Böylece sorun, matematik işlemlerinin makineler üzerinde nasıl yapılacağı merkezinde toplanmaya başlamıştır.   Bu düşüncelerin toplamı ile bilgisayar teknolojisinin temelleri atılmıştır. 

1832 yılında Babbage bu sorunu çözebilecek ilk önerisini ortaya atmış, ‘Difference Engine’ adını verdiği diferansiyel denklem çözümü yapabilen makineyi geliştirmeyi düşünmüştür . 



Lokomotif büyüklüğünde ve buharla çalışan bu makineyi, programları saklayabileceği ve hesaplamaları yapıp çıktı alabileceği bir düzenekte çalıştırmayı tasarlamıştır. 

10 yıl süren çalışmaların sonunda bu ülküsüne ulaşamamıştır, ancak o zaman düşündüğü yapı bugün bizim kullandığımız bilgisayarların işlevine tıpatıp benzemektedir. 

1801 yılında Joseph-Marie Jacquard, delikli tahtayı (punch board) tasarlayarak eldeki verilerin bu tahtaya basılıp saklanması fikrini ortaya atmıştır. Bu fikirden yararlanarak Babbage, ‘Analitik Makine’ adı verilen genel amaçlı kullanımı olabilecek bir makine 


geliştirmiştir. Bu makine, bir mil etrafında dönerek delikli kartlara 50 basamaklı 1000 numara işleyebilecek ve delikli kartlardan da bir makine yardımı ile kâğıda baskı yapabilecek biçimde tasarlamıştır. 

1890 yılında, Amerikalı mucit Herman Hollerith, Jacquard’ın delikli tahta buluşunu daha hızlı baskı yapabilen bir makinede geliştirip kullanmıştır. ‘Tabulator’ denen bu makine ile ilk iş olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde nüfus sayımı yapmayı planlamıştır. 



Eski yöntemlere göre nüfus sayımı 10 yılda tamamlanırken, Hollerith’in buluşu ile sayım 6 haftada bitmiştir. 

Hollerith, önce ‘Tabulate Machine Company’, daha sonra 1924 yılında ‘International Business Machines’ (IBM) adı altında bir firma kurarak kendi delikli kart okuyucusunu iş dünyasıyla da tanıştırmıştır. 

Sonraki yıllarda bilim adamları önemli ilerlemeler kaydetmişlerdir. Vannevar Bush, 1931 yılında diferansiyel denklem çözebilen hesap makinesi icat etmiştir. 1939’da Iowa üniversitesi profesörlerinden John V. Atansoff ve asistanı Clifford E. Berry, ‘Boolean Algebra’ işlemini, yani sadece 1 ve 0 değerlerini bilgisayar devrelerine uygulayarak ilk elektronik bilgisayar mantığını ortaya çıkarmıştır. 

Bilgisayar devrelerinde 1 ve 0 rakamları, devrenin sırasıyla, açık ve kapalı olduğunun anlaşılmasını sağlamaktadır. Bu mantıksal devrimin dayanağı da George Boole’un her matematiksel denklemi basitçe doğru ya da yanlış olarak simgeleyen ikili (binary) cebir sistemini keşfetmesidir. 

Bilgisayarlar beş döneme ayrılarak sınıflandırılmışlardır. 

Birinci Nesil Bilgisayarlar (1945 – 1956) 


Bu dönem 1945-1956 yılları arasını kapsar. Birinci nesil bilgisayarları diğer dönemlerden ayıran özellikler, vakum tüplerinin bulunması ile vana ve tel devrelerden oluşmasıdır. Bu dönemin bilgisayarlarında elektrik akımı, vakum tüpleri aracılığıyla denetlenmektedir, verileri saklayabilmek için de manyetik davullar bulunmaktadır. 

Bu bilgisayarlar özel işlemler yapmaları için üretildiklerinden, kullanım alanları da sadece bu özel işlemlerin yapılmasıyla sınırlı kalmıştır ve çalışmaları çok yavaştır. 


İkinci Nesil Bilgisayarlar (1956 – 1964) 


1948 yılında transistörün bulunuşu ile bilgisayar dünyasında ilerlemeler müthiş bir ivme kazanmıştır. Transistörler, ilk defa 1956 yılında bilgisayarlarda kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönemin en belirgin buluşu, transistörlerin vakum tüplerinin yerini alarak makine boyutlarının küçülmesini, birinci nesil makinelere göre daha hızlı çalışmasını sağlaması ve makine dilinin yerine programlama dillerine geçilmiş olmasıdır.

Makine dilinde kullanılan ‘Assembly’ yerine, uzun ve zor olan ikili (binary) kodları ikinci nesil bilgisayarlarla birlikte programlama diline dönüştürülmüştür. Böylece birinci nesildekiler gibi her amaç için makine üretmek yerine, her amaç için program yazılmaya başlanmıştır. ‘COBOL’ ve ‘Fortran’ dilleri bu dönemde geliştirilmiştir. 



Bu dönemde bilgisayarlar iş dünyasına da girmiştir. Mali bilgilerin işlendiği bilgisayarlar ve programlar üretilmiştir. Bu dönemde Heath firması elektronik analog bilgisayarı , IBM ise ‘IBM 1401’ adıyla ilk endüstriyel bilgisayarı üretmiştir. 


Üçüncü Nesil Bilgisayarlar (1964 – 1970) 


Vakum tüplerinin yerini alan transistörler, bilgisayar tarihinde çok önemli bir buluş olmuştur. Ancak bilgisayarlar elektronik devrelerindeki çabuk ısınmadan dolayı uzun süre çalıştırılamamaktadır. 

1958 yılında, Texas Instruments mühendislerinden Jack Kilby, bütünleşmiş devre (IC – Integrated Circuit) buluşuyla ısınma sorununu çözümlemiştir. IC, üç elektronik parçanın küçük silikon disklerde birleştirilmesiyle oluşan bir devredir. 

Bilim adamları tek bir yonganın üzerine çok daha fazla transistör ekleyerek yarı iletkenleri (semi-conductor) icat ederler. Sonuçta yongaların içerisine ne kadar çok transistör eklenirse, bilgisayarların boyutu da o kadar küçülmektedir. 


Bu döneme damgasını vuran ikinci gelişme de, bilgisayarlar için ‘işletim sistemi’ geliştirilerek çok sayıda, farklı programlar çalıştırılabilmesidir. 

Dördüncü Nesil Bilgisayarlar (1970 – Günümüze) 


Dördüncü nesil bilgisayarları diğer dönemlerden ayıran özellik, milyonlarca transistörün tek bir bütünleşik devre yongası (Integrated Circuit Chip) üzerinde toplanarak, mikro işlemcilerin bulunması ve karmaşık programlama dillerine geçilmesidir. 

IBM, 1981 yılında, insanları ilk defa kişisel bilgisayarlar (PC – Personal Computer) ile tanıştırmıştır . Bu tarihten itibaren bilgisayarlar büyük endüstriyel ve askeri amaçlı çalışmaların dışında; evlere, okullara ve işyerlerine girmiştir. 

Bilgisayarların bu gelişimi, sonraki yıllarda masaüstü ve dizüstü bilgisayarlar olarak gündelik hayatımızın ayrılmaz bir parçası olmalarını sağlamıştır. 

Daha sonra, bilgisayarların günlük hayatın her alanında yerini alması ile bu makinelerin birbirleriyle bağlantılarının nasıl yapılacağı sorusu gündeme gelmiştir. 

Bu sorun, ağ bağlantı topolojilerinin keşfine ışık tutmuştur. Yerel Ağ Bağlantısı (LAN – Local Area Network) ya da telefon kabloları gibi ağ altyapıları kurularak bilgisayarlar birbirleriyle iletişime geçirilmiştir.

Ağ bağlantıları daha da geniş kapsamlı düşünülerek, bugün çoğu insanın her gün yaptığı, televizyon izlemek gibi bir iş olarak gördüğü ‘İnternet’ kavramı oluşmuştur. Yerel ağ bağlantısı yapıldıktan sonra İnternet, dünyanın herhangi iki yerindeki bilgisayarlar arasında iletişimi sağlayan bir buluş olmuştur. 


Beşinci Nesil Bilgisayarlar (Günümüzden – Geleceğe) 


Beşinci nesil bilgisayarların günümüze damgasını vuran gelişmeleri, paralel işleme (parallel-processing) ve büyük ölçekli bütünleşmiş devrelerin bulunmasıdır. Bu gelişme ile milyonlarca transistör tek bir yongada toplanıp, milyarlarca işlemi salise ile ifade edilebilecek zaman dilimlerinde gerçekleştirebilmektedir. 

İnsanoğlunun hayal gücüne paralel buluşlar gerçekleştirmesinin sonu olmadığından, bu dönemin sonu belirtilememektedir. 

Yorum Yapın

Benzer İçerikler

Daha Fazla İçerik